|
|

|
BU SENE DÜNYADA BUĞDAY SORUNU VAR... |
|
|
|
|
Dünya buğday üretimi, 2009 yılında 647 milyon ton oldu. Çin, dünya buğday üretiminde ilk sırayı alıyor. İkinci sırada Hindistan, üçüncü sırada ABD ve dördüncü sırada Rusya geliyor. Bu dört ülke dünya buğday üretiminin yüzde 47’sini üretiyor.
Rusya bu yıl sonuna kadar tahıl ve un ihracatını yasakladı. Bu nedenle ABD’de buğdayın vadeli fiyatı yüzde 5 arttı.
Aslında, buğday üretimi nüfus artışına göre daha az artıyor. Örneğin 1996 ile 2007 arasında dünya nüfusu yüzde 14 arttığı halde, buğday üretimi yüzde 1.2 oranında arttı... Dünya buğday üretimi iklim şartlarına bağlı olarak yıl bazında yüzde 10’a kadar fazla veya eksik olabiliyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
BUĞDAYIN GENETİK ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ |
|
|
|
|
İnsan genetiğine çok benzeyen ve yıllardır bilim adamlarını meşgul eden genetik şifre çözüldü.
İngiliz bilim adamları, buğdayın genetik şifresini çözdüklerini açıkladı. Liverpool Üniversitesi bilim adamlarından Neil Hall, buğdayın genetik dizisini çözdüklerini ve yakında bunu internetten açıklayacaklarını söyledi. Buğday, dünyanın en önemli tarım ürünleri arasında yer alıyor ve araştırmacılar buğdayın genetik şifresinin çözülmesinin çiftçilere ve üreticilere hastalıklara karşı daha dirençli bir ürün elde etmelerinde yardımcı olabileceğine dikkat çekiyor.
Neil Hall'a göre buğdayın genomunun insan genomuna çok benzediği 10 yıl önce keşfedilmişti. Ancak genetik şifreleri çözmeye yönelik teknikler ilerlediği için, şifrenin ortaya çıkarılmasının sadece 1 yıl sürdüğünü kaydetti.
Neil Hall ve diğer araştırmacılar, Hekzaploid buğday olarak da bilinen buğday çeşidi Chinese Spring üzerinde araştırmalarını sürdürüyor. Hall, ekibiyle birlikte bugünden itibaren diğer varyeteler üzerinde çalışmalara başlayacaklarını belirtti.28.8.2010 Cihan
|
|
BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI |
|
|
|
|
Küresel bir imparatorluk kurmak. Diğer milletleri, en büyük şirketlerimizi, hükümetimizi ve bankalarımızı yöneten şirketokrasiye boyun eğmeye zorlayan koşulları yaratmak için, uluslararası finans kurumlarını kullanan seçkin bir grubuz, biz. Mafyadaki karşıtlarımız gibi, biz ET’ler de “iyilik” yaparız. Bunlar genellikle altyapı yatırımları için verilen borçlardır. Bu tip borçların bir şartı da tüm bu projelerin kendi ülkemizin mühendislik ve inşaat firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. İşin aslı, paranın çoğu ABD’ni terk etmez bile; sadece Washington’daki banka ofislerinden New York, Houston ve San Francisco’daki mühendislik ofislerine aktarılır.
Paranın bu şekilde, şirketokrasi üyesi olan işletmelere neredeyse anında geri gelmesine rağmen, borçlu ülke hem ana parayı hem de faizini sonuna kadar ödemek zorundadır. Eğer bir ET gerçekten başarılı ise, verilen borç miktarı o kadar fazla olur ki, borçlu ülke birkaç yıl sonra ödemelerini yapamaz hale gelir. İşte o zaman biz, aynen mafya gibi diyetimizi isteriz. Bu da genellikle şunlardan birini veya birkaçını içerir: Birleşmiş Milletlerde vereceği oyun kontrolü, topraklarında askeri üsler kurulması, petrol ya da Panama Kanalı gibi değerli kaynaklara erişim. (16,17)
ABD istihbarat örgütleri -NSA dahil- muhtemel ET’leri belirleyecekler, uluslar arası şirketler de bunları işe alacaktı. Bu ET’ler hiçbir zaman hükümetten para almayacaklar, onun yerine maaşlarını özel sektör ödeyecekti. Sonuç olarak, kirli işleri eğer ortaya çıkarsa, hükümet politikası yerine kurumsal ihtirasa bağlanacaktı. Üstelik onları tutan şirketler, paraları her ne kadar hükümet mercileri ve onların çok uluslu bankacılık karşıtları tarafından ödeniyor olsa da (vatandaşın vergileriyle) marka, uluslar arası ticaret ve bilginin serbest dolaşımı yasaları dahil bir sürü yasal girişim sayesinde, meclis gözetiminden ve kamu incelemesinden de ayrı tutulmuş olacaklardı. (49)
Çoğu durumda bir ekonominin büyümesine yardımcı olmak, piramidin tepesinde oturan az sayıda insanın daha da zengin olmalarına neden olurken, diptekiler için ise, onları daha da aşağıya itmenin ötesinde bir şey yapmamak tadır. Gerçekten de, kapitalizmi teşvik etmek, genelde Ortaçağdaki feodal toplumları andıran bir sisteme neden olmaktadır. (58)
Şiddet, depresyon, uyuşturucu kullanımı, boşanma ve suç hakkındaki kendi istatiklerimiz, tarihteki en zengin toplumlardan biri olmakla birlikte, belki de en mutsuzlarından biri olduğumuzu gösterirken, başkalarının bize benzemelerini niye isteyelim ki? (82)
Dış yardım olarak verilen borçlar bugünün çocuklarının ve onların torunlarının birer rehine olmalarını garantiliyor. (83)
|
|
Devamını oku...
|
|
YOKSULLUĞUN KÜRESELLEŞMESİ HIZLANIYOR |
|
|
|
|
Küresel ekonomi ulusal devlet kuruluşlarını etkisizleştiren ve istihdam ile ekonomik etkinliklerin daralmasına hizmet eden bir uluslararası alacak tahsilatı süreci tarafından düzenleniyor. (15)
IMF, Dünya Bankası, WTO, idari yapılar; yani kapitalist sistem içinde işleyen ve egemen ekonomik ve mali çıkarlara tekabül eden düzenleyici kurumlardır. Tehlikede olan, söz konusu uluslararası bürokrasinin uluslararası ekonomileri piyasa güçlerinin planlı şekilde manipüle edilmesi aracılığıyla denetleme yeteneğidir. (16)
Küresel ekonomik sistemin niteliğini iki çelişik güç belirliyor: Bir yandan küresel bir ucuz-emek ekonomisinin yerleşiklik kazanması, diğer yandan yeni tüketici pazarlarına dönük arayış.
Döviz işlemlerinin günlük hacmi 1 trilyon dolar düzeyinde ve bu miktarın yalnızca %15’i gerçek mal ticaretine ve sermaye hareketlerine tekabül ediyor. (22)
Gelişmekte olan ülkelerde bir kısır döngü harekete geçti. Devlet yardımlarının alıcıları devletin kreditörleri haline geldi. (25)
Batıda da Merkez Bankaları “bağımsız” ve “siyasi etkilere korunaklı” hale geliyor. Bunun pratikteki anlamı ulusal hazinenin giderek özel kredi kuruluşlarının insafına bırakılmasıdır. Pratikte, ne hükümete ne de yasama organına karşı sorumlu olan Merkez Bankaları,özel finans ve bankacılık çıkarlarının vesayeti altındaki özerk bir bürokrasi olarak savaşıyor. Para politikalarının doğrultusunu hükümetten çok bu kuruluşlar dikte ediyor.
Para politikaları büyük oranda özel bankacılık krallığı tarafından belirleniyor. Devlet fonlarının göze çarpan kıtlığıyla çelişik bir şekilde, gerçek kaynaklar üzerindeki hakimiyete işaret eden para yaratımı, uluslararası bankacılık sisteminin iç ağı içinde, özel servetin tek uğraşı olarak gerçekleşiyor. (27)
|
|
Devamını oku...
|
|
HAYVANCILIKTA ÇÖZÜM YOK MU? |
|
|
|
|
Güneydoğu ve Doğuda, tarım ve hayvancılığın gerilemesinin bir nedeni bu sektörün ihmal edilmesi ise bir diğer nedeni de terördür.
Hayvancılığın önemi ve yaşanan sorunlar, et fiyatlarının artması ve et ithalatının açılması ile daha çok gün ışığına çıktı.
İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, et fiyatlarının yükselmesinin nedenlerini “meraların gereği gibi korunmaması, kuraklığa bağlı olarak yem girdi fiyatlarının artışı, köyden kente göçün artışına bağlı olarak hayvan sayısının dolaylı olarak kasaplık hayvan sayısının azalması başta gelen nedenleri oluşturmaktadır. Spekülatörlerin de bu artışta payı olduğu yadsınamaz” şeklinde sayıyor.
Şimdi et ithalatı, tüketicinin daha ucuz et yemesine neden olacaktır... Ancak aynı zamanda üreticinin de zarar etmesine ve hayvancılığın gerilemesine yol açacaktır. TL değerli iken ve dışarıda et için daha fazla sübvansiyon verilirken, bizde üreticinin hiçbir şekilde rekabet şansı kalmıyor. Kaldı ki Türkiye’de verim de düşüktür. Örneğin, Hayvansal ürünler olarak Türkiye’de sığır başına verim AB’ye göre sütte 2, ette 3 kat daha azdır. Türkiye’de sığır sayısı AB ülkelerinden ayrı ayrı daha fazladır. Ancak verim düşük olduğu için rekabet şansı daha azdır.
Yerli sığırda verimin düşük olması nedeni ile Türkiye’de bu hayvan sayısında düşme var. Örneğin 1991 yılında yerli sığır sayısı 6.7 milyon iken 2009 da 2.6 milyona geriledi. Buna karşılık kültür sığır sayısı arttı. Aynı dönemde 1.3 milyondan 3.7 milyona yükseldi. Ne var ki toplam büyükbaş hayvan sayısı yine aynı dönemde 12.3 milyondan 10.8 milyona geriledi.V
|
|
Devamını oku...
|
|
TÜRKİYE 2050 YILINDA AB'NİN EN ZENGİN ÜLKELERİNİ GEÇECEK!... |
|
|
|
|
Die Welt'ten Türk ekonomisine övgü. Alman Die Welt gazetesi, AB üyesi ülkeler ekonomik krizlerle boğuşurken, yıllarca kültürel ve ekonomik açıdan AB’ye hazır olmadığı şeklinde eleştirilere maruz kalan Türkiye’nin, bugün AB’den çok daha fazla bir ekonomik büyüme hızına sahip olduğunu yazdı.
Gazetede, "Sevilmeyen komşudan öğrenmek" başlığıyla yayımlanan yazıda, "Türkler Yunanistan, Portekiz, İspanya ve değer kaybeden avroya bakıyor ve gülümsemeden geçemiyor. Kendilerinin de eksikleri olabilir ama kesinlikle AB üyesi olan Yunanistan kadar değil. Türkiye’nin AB’den öğrenmesi yerine tersi daha iyi olmaz mı?" ifadesine yer verildi.
Yazıda, Türkiye’de çok sayıda insanın, Yunanistan’da yaşanan kriz döneminde Türkiye’nin AB üyesi olmadığına sevindiği yorumu yapıldı. Gazetede ayrıca, "Belki de (Türkiye) gerçekten AB’ye uymuyor. Sadece büyüme hızı bile.
Ankara 2010 yılı için yüzde 6 bekliyor. AB bundan çok uzak" denildi.
Türkiye’nin, piyasaların muhtaç olduğu malzemeleri ürettiği, Balkanların ve Rusya’nın, Türkiye’de üretilen elektronik eşyalar ve tekstil malzemeleriyle dolu olduğu ifade edilen yazıda, Türklerin kendilerini Yunanlılara göre daha çalışkan bir ulus olarak gördüğü, ayrıca yaşlanan bir nüfusu olmadığı kaydedildi.
|
|
Devamını oku...
|
|
EKONOMİ VE TARIM...NEREYE? |
|
|
|
|
BİR süredir Kuşadası ve Aydın’dayım. Epey bir zamandır bu taraflara gelmemiştim. Tarımla ilgili bazı gözlemlerim oldu. Hem bunları sizinle hem paylaşmak ve hem de Türkiye’nin ekonomisini, ekolojisini, beslenmesini ve tarımını çok yakından ilgilendiren çok büyük çaplı proje ile ilgili kısa bir takdimde bulunmak istiyorum. Ama önce Anayasa değişikliğinde bir maddenin paketten düşmesi üzerinde çok kısaca duralım.
Ne oldu, ne olacak
Her iki soruya da cevap vermek için vakit çok erkendir. İkinci tur müzakerelerinin bitmesini beklememiz gerekir. Ben bu Anayasa değişikliğinin hiç fire vermeden referanduma gitmesini istiyordum. Bunu da 3 Mayıs pazartesi günkü yazımda ifade ettim. Bir de bu yazıya bir sonuç parağrafı eklemiştim. İzninizle bu parağrafı hiç değiştirmeden bir kere daha okuyucularımla paylaşmak istiyorum: “Anayasa değişiklikleri ile ilgili itirazlar üç madde ile ilgilidir. Haklı yönleri vardır. AK parti itirazları göz önüne alarak hala bunları yazabilir. Böylece Yasama ve Yüksek Yargı arasında yıllardır beklenen çatışma Yasamanın lehine sonuçlanabilir ve daha yenilerinin de yolunu açabilir. Önümüzdeki günler neyi gösterecek.”
|
|
Devamını oku...
|
|
KÜRESEL İŞSİZLİK "KABUL EDİLEMEZ" DÜZEYDE |
|
|
|
|
2009 ve 2010'da G-20 ülkelerindeki ekonomi canlandır ma paketleri ve sosyal güvenlik ağları, 21 milyon iş gücünün yaratılmasını veya kurtarılmasını sağladı.
WASHİNGTON - Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) öngörüsüne göre, G-20 ülkelerindeki ekonomi canlandırma paketleri sayesinde 21 milyon iş gücü yaratıldı veya kurtarıldı, ancak küresel işsizliğin halen 212 milyon gibi "kabul edilemez düzeyde" olduğu belirtiliyor.
Başkent Washington’da başlayan G-20 ülkelerinin ilk çalışma ve istihdam bakanları toplantısı, daha fazla ve daha kaliteli iş alanlarının yaratılması için ne gibi adımlara ihtiyaç olduğunu ele alıyor. Toplantıda, ILO’nun küresel kriz sonrasında ortaya çıkan durumla ilgili verileri de yol gösterici olacak.
Bu kapsamda ILO’nun öngörüsüne göre, küresel krizin aşılması için 2009 ve 2010’da G-20 ülkelerinde ekonomi canlandırma paketleri ve sosyal güvenlik ağları gibi uygulamalar yapıldı. Bu önlemler sayesinde, 1,5 yılda 21 milyon iş gücü kurtarıldı veya yaratıldı. İş gücü kaybı yüzde 40 azaltıldı.
Ancak ulusal ekonomilerin son dönemdeki canlanmasına rağmen, ABD ve dünya genelindeki işsizlik oranlarının halen "kabul edilemez" oranda yüksek olduğu belirtiliyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
GIDABANK İLE HAYIRLI İŞLER... |
|
|
|
|
2004'te Vergi Yasası'na eklenen Gıda Bankacılığı yardım derneklerinin vergi hortumlama aracı oldu
2 Ocak 2004 ve 31 Aralık 2004 tarihlerinde vergi usül kanununa eklenen 40/10. madde ile 'Gıda Bankacılığı' diye bir kavram getirildi. Gıda Bankacılığı yapan hayır kurumlarına yapılacak bağışların, tamamının vergiden düşüleceği hükmü getirildi.
ÇOK ÜNLÜLER DE VAR
Yasa çıktıktan sonra, aralarında adı büyük yolsuzluklara bulaşmışları da bulunan çok sayıda derneğe 'Gıda Bankacılığı' yapma izni verildi. Bunlardan çoğu, kendilerine sağlanan bu avantajı 'devlete gidecek vergiyi kendi kasasına indirme tezgahına' döndürdü.
EMME BASMA TULUMBA
ÖrneĞİn 100 bin lira vergi ödeyecek işadamına dernek 'Bize 50 bin lira bağışla, 100 bin liralık kömür, nohut faturası verelim. Hem vergiden kurtul, hem hayır işle' diyor. İşadamı 'Olur' derse faturayı Maliye'ye götürüp vergiden kurtuluyor. Dernek de kasasını dolduruyor.güneş 12.2.2010
|
|
MİLLET İŞSİZLİKTEN KIRILIYOR YERLİ SERMAYE DIŞARIYA YATIRIMA DOYMUYOR |
|
|
|
|
Millet işsizlikten kırılırken, Türk sermaye sahipleri 7 yıl içinde Avrupa ülkelerine 11 milyar dolarlık yatırım yaptı
Türkiye'den yurtdışına doğrudan yatırımlar yoluyla sermaye göçü AKP iktidarı döneminde 11 milyar dolara ulaştı. Yerli sermayenin yurtdışındaki yatırımları imalat sanayi ve hizmet sektöründe yoğunlaştı. Açılan yüzlerce işyerinde Hans'lar Ulrike'ler işe girdi.
AKIL ALIR GİBİ DEĞİL
Sadece 2009 yılında yurt dışına göçen sermaye 2 milyar 58 milyon doları buldu. En çok Türk sermayesi çeken ülke 451 milyon dolarla dünyanın en tuzu kuru ülkelerinden Lüksemburg olurken, onu 279 milyon dolarla Hollanda, 225 milyon dolarla İrlanda izledi.
GLOBALİZMİN CİLVESİ
Zaten kabarık olan işsiz sayısının krizle birlikte 4 milyona vurduğu, üniversite mezunu yüzbinlerce gencin utana sıkıla babasından harçlık aldığı Türkiye dururken, Türk sermayedarın gelişmiş ülkelere yatırım yapması 'Globalizmin' cilvesi olarak yorumlanıyor.15.2.2010 Güneş
|
|
TARIM BAKANLIĞINDAN TARIMA SON DARBE |
|
|
|
|
Uluslararası Para Fonu (İMF) ve Dünya Bankası (DB) eliyle yürütülen istikrar ve kemer sıkma proğramlarıyla iyice güçten düşen tarımımız; “Tarım Ve Gıda Bakanlığı Yasa Tasarısı” ile son darbeyi yemek üzere!
Hükümet 31 Aralık 2009 günü Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nı reorganize edecek olan "Tarım ve Gıda Bakanlığı Yasa Tasarısı"nı Parlamentoya sundu. Avrupa Birliği isteklerini yerine getirme telaşından olsa gerek çok aceleye getirilmiş, yer yer çeviri kokan tasarı; ülke tarımına son darbeyi vuracak özelliktedir.
Bu tasarı yetki ve kavram kargaşası yaratacak bir yasa tasarısı durumundadır. "Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü" ve "Hayvancılık Genel Müdürlüğü" olarak iki müdürlük varken; bitki ve hayvanlarla ilgili pek çok alan "Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü"ne atfedilmiş. Yine Bitkisel ve hayvansal gıdanın kontrol ve denetiminin yanısıra Tarımsal ilaçlar ve bitki-hayvan hareketleri gibi çok farklı ve geniş alan bir araya getirilmiş durumdadır. Bü müdürlük bu yükü nasıl kaldırır? Tasarıyı hazırlayanlar düşünmemiş, bari biz düşünelim!
|
|
Devamını oku...
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL |
|
|